Ceza Hukuku

Meşru Müdafaa (Meşru Savunma) Nedir? Şartları ve Sınırı

Avukat Ebubekir Kozan Hukuk Bürosu logosu
Ceza Hukuku

Son güncelleme: 19 Ekim 2026

Meşru Müdafaa Nedir?

Kısa cevap: Meşru müdafaa (kanundaki adıyla meşru savunma, halk arasında nefsi müdafaa), kişinin kendisine veya başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, o anki hal ve koşullara göre saldırıyla orantılı biçimde defetmek zorunda kalarak yaptığı savunmadır. Şartları varsa faile ceza verilmez (TCK 25/1). Fiil hukuka uygun sayıldığından soruşturmada kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilebilir; dava açılmışsa beraat kararı verilir (CMK 223/2-d). Savunmanın sınırı mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaşla aşılırsa da faile ceza verilmez; bu durumda karar beraat değil, ceza verilmesine yer olmadığıdır (TCK 27/2).

Bu saldırı yalnızca yaşam hakkına veya vücut bütünlüğüne yönelik olmak zorunda değildir. Kanun, kişinin kendisine veya başkasına ait bir hakka yönelik saldırıdan söz ettiği için, somut olayın özelliklerine göre başka haklar bakımından da meşru savunma gündeme gelebilir.

Burada dikkat edilmesi gereken temel husus şudur: Meşru müdafaa, saldırıyı durdurma hakkı verir; saldırgana ceza verme veya intikam alma hakkı vermez. Yani amaç saldırıyı sona erdirmek olmalıdır. Saldırı artık bitmişse ve buna rağmen şiddet devam ediyorsa, bu aşamadan sonra meşru savunma değil, başka bir suç isnadı gündeme gelebilir.

Kendinizi savunduğunuz bir olay nedeniyle ifadeye mi çağrıldınız? Olayın ve mevcut delillerin değerlendirilmesi için Av. Ebubekir Kozan’a 0534 980 28 64 numarasından veya WhatsApp üzerinden ulaşabilirsiniz. Gözaltı varsa bulunduğunuz birimi ve yakalama saatini belirtin.

Nefsi Müdafaa, Meşru Savunma ve Meşru Müdafaa Aynı Şey mi?

Evet. “Nefsi müdafaa” ve “meşru müdafaa” ifadeleri, Türk Ceza Kanunu’nda meşru savunma olarak düzenlenen kurumu anlatmak için kullanılır. Aralarındaki isim farkı hukuki sonucu değiştirmez; belirleyici olan, olayın TCK 25/1’deki şartları taşıyıp taşımadığıdır. Meşru savunma bir hukuka uygunluk nedenidir: Şartları varsa fiil suç oluşturmaz ve kişinin kullandığı savunma hukuken korunur.

Meşru müdafaa konulu hukuk temalı kapak görseli

TCK 25 Madde Metni

Meşru savunma ve zorunluluk hâli, Türk Ceza Kanunu’nun 25. maddesinde düzenlenmiştir:

(1) Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.

(2) Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.

Birinci fıkra meşru savunmayı, ikinci fıkra zorunluluk hâlini düzenler. Madde, Türk Ceza Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 1 Haziran 2005’ten bu yana değiştirilmemiştir.

Meşru Müdafaanın Şartları Nelerdir?

Bir olayda meşru müdafaa hükümlerinin uygulanabilmesi için belirli şartların birlikte bulunması gerekir. Uygulamada en çok önem taşıyan şartlar şunlardır:

1. Haksız bir saldırı bulunmalıdır

Savunmadan söz edebilmek için ortada hukuka aykırı bir saldırı olmalıdır. Sadece soyut korku, genel bir endişe veya geçmişte yaşanan bir husumet tek başına yeterli değildir.

2. Saldırı bir hakka yönelmiş olmalıdır

Saldırı, kişinin kendisine ait bir hakka yönelmiş olabileceği gibi bir başkasına ait bir hakka da yönelmiş olabilir. Bu nedenle bazı durumlarda üçüncü kişiyi korumak amacıyla yapılan müdahale de meşru savunma kapsamında değerlendirilebilir.

3. Saldırı gerçekleşiyor, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olmalıdır

Kanunun aradığı en önemli unsurlardan biri saldırının güncel olmasıdır. Saldırı o anda gerçekleşiyor olabilir, biraz sonra gerçekleşmesi kesin olabilir ya da tekrar edeceği muhakkak olabilir. Buna karşılık sona ermiş bir saldırıya sonradan verilen tepki, çoğu durumda meşru müdafaa sayılmaz.

Saldırı ile savunma aynı zaman diliminde olmalıdır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, henüz başlamamış ama başlaması muhakkak olan bir saldırıya karşı da meşru savunma yapılabileceğini kabul etmiştir (YCGK, 09.04.2019, 2016/1402 E., 2019/297 K.).

4. Savunma zorunlu olmalıdır

Yapılan hareket saldırıyı bertaraf etmek için gerekli olmalıdır. Savunma, keyfi değil zorunlu olmalıdır. Daha hafif bir müdahale ile saldırı önlenebilecekse, kullanılan gücün gereksiz şekilde ağırlaşması hukuki risk yaratabilir.

Kural olarak saldırıya uğrayan kişiden olay yerinden kaçması beklenmez. Değerlendirme, o anda saldırıyı durdurmak için daha hafif ve etkili bir yolun (örneğin kolluğun derhal ve etkili müdahalesinin) açıkça bulunup bulunmadığına göre yapılır.

5. Savunma saldırıyla orantılı olmalıdır

Meşru müdafaa bakımından en çok tartışılan konu orantıdır. Kanun sabit bir ölçü koymaz; orantıyı “o anda hal ve koşullara göre” arar ve her olay kendi şartları içinde değerlendirilir. Bu nedenle aynı tür bir olayda bile sonuç, olayın gelişimine, saldırının ağırlığına, tarafların konumuna, kullanılan araçlara ve olay anındaki baskıya göre değişebilir.

Örneğin Yargıtay Ceza Genel Kurulu, yere yatırılıp boğazı sıkılan sanığın çakıyla yaptığı yaralamada orantının aşıldığını, ancak sınırın korku ve heyecanla aşıldığını kabul ederek TCK 27/2’yi uygulamıştır (YCGK, 28.05.2013, 2012/1-1286 E., 2013/264 K.).

6. Savunma saldırana karşı yapılmalıdır

Meşru savunma kapsamında değerlendirilen müdahale, haksız saldırıyı gerçekleştiren kişiye yönelmelidir. Saldırıyla ilgisi olmayan üçüncü bir kişiye verilen zarar, sırf saldırı sırasında meydana geldiği için meşru savunma sayılmaz; olayın özelliklerine göre, örneğin zorunluluk hâli bakımından, ayrıca değerlendirilir.

Meşru Müdafaa Sınırı Nedir?

Uygulamada en çok sorulan sorulardan biri şudur: Meşru müdafaa sınırı nerede başlar ve nerede biter?

Bu sorunun tek cümlelik, matematiksel bir cevabı yoktur. Hukuken sınır; yapılan savunmanın yalnızca saldırıyı durdurmaya mı yöneldiği, yoksa saldırıyı aşan bağımsız bir karşı fiile mi dönüştüğü üzerinden değerlendirilir.

Başka bir ifadeyle şu sorular önem taşır:

  • Saldırı gerçekten devam ediyor muydu?
  • Savunma o anda gerekli miydi?
  • Kullanılan güç saldırıyı durdurmaya yetecek ölçüde miydi?
  • Savunma, saldırı sona erdikten sonra da devam etti mi?

İşte “kendini savunurken suçlu duruma düşmemek” bakımından belirleyici olan nokta budur. Savunma ile misilleme arasındaki çizgi çoğu zaman dosyanın en kritik kısmını oluşturur.

Kavgada Meşru Müdafaa Olur mu?

Kavga olarak anlatılan her olayda tarafların hukuki konumu aynı değildir. Bir kişinin saldırması ve diğerinin yalnızca bu saldırıyı durdurmaya çalışması, iki tarafın birbirine saldırdığı bir olaydan ayrılmalıdır; iki tarafın da birbirine saldırdığı karşılıklı kavgada kural olarak meşru savunma kabul edilmez. İlk haksız hareketin kimden geldiği önemlidir; ancak saldırının nasıl geliştiği, devam edip etmediği ve verilen karşılığın zorunlu ve orantılı olup olmadığı birlikte değerlendirilir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, bir kadına yönelik önceki cinsel taciz ve hakaretleriyle ilk haksız hareketi yapan sanığın, ardından kadının yakınlarının saldırısıyla başlayıp karşılıklı darba dönüşen olayda meşru savunmadan yararlanamayacağına oyçokluğuyla karar vermiştir (YCGK, 20.10.2020, 2018/8 E., 2020/424 K.). Bu karar, önceki bir haksız davranışın sonraki bütün saldırılara karşı savunma hakkını ortadan kaldırdığı şeklinde genellenmemelidir. İlk haksız hareketin kimden geldiği belirlenemeyen olaylarda ise Yargıtay meşru savunmayı uygulamamakta, şüpheden sanık yararlanır ilkesiyle haksız tahrik indirimi yapmaktadır.

Evime Giren Kişiye Karşı Meşru Müdafaa Olur mu?

Konuta, hele gece girilmesi, saldırının ciddiyetini ve savunanın içinde bulunduğu korkuyu değerlendirmede önemli bir “hal ve koşul”dur. Konut dokunulmazlığı da meşru savunmayla korunabilecek bir haktır. Ancak kanunda konut için ayrı bir kural yoktur; meşru savunmanın saldırıya ve savunmaya ilişkin şartları burada da aranır: Saldırı gerçekleşiyor, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olmalı; savunma zorunlu ve orantılı olmalıdır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, hava karardıktan sonra uyarıya rağmen araziden çıkmayıp evine doğru yaklaşan iki kişiye karşı havaya iki el uyarı ateşi açan sanığın davranışını, konut dokunulmazlığına yönelmesi muhakkak bir saldırıya karşı orantılı bir savunma saymıştır (YCGK, 09.04.2019, 2016/1402 E., 2019/297 K.). Buna karşılık Kurul, gece yalnız kadınların ve küçük çocukların bulunduğu eve pencereden giren, kadınlarla cinsel ilişkiye girmek istediğini açıkça belli eden ve engelleme çabalarına rağmen saldırısını sürdüren ağır sarhoş kişiye tüfekle ateş edilen olayda savunmanın sınırının aşıldığını kabul etmiştir. Ancak olayın yarattığı mazur görülebilecek korku ve panik nedeniyle TCK 27/2’yi uygulayarak faile ceza verilmemesi gerektiğine karar vermiştir (YCGK, 26.02.2008, 2007/1-281 E., 2008/37 K.). Yani gece konuta girilmesi bile ölümcül gücü kendiliğinden meşru kılmaz. Saldırıdan vazgeçip kaçmaya başlamış ve artık tehlike oluşturmayan kişiye yönelik müdahale ise kural olarak meşru savunma sayılmaz.

Hangi Hâllerde Meşru Müdafaa Kabul Edilmeyebilir?

Her kavga, her korku hali veya her karşılık verme biçimi meşru savunma olarak kabul edilmez. Özellikle aşağıdaki hallerde meşru müdafaa iddiası zayıflayabilir:

  • saldırı sona erdikten sonra şiddetin devam etmesi,
  • tehlike ortadan kalkmasına rağmen karşı tarafa zarar verilmesi,
  • saldırıyı önlemek için açıkça gerekmeyen aşırı güç kullanılması,
  • savunmanın öfke veya intikam saikiyle sürdürülmesi,
  • meşru savunma anlatımının olayın zamanlaması, kamera görüntüleri, adli raporlar veya diğer somut bulgularla çelişmesi.

Bu gibi durumlarda dosyanın niteliğine göre kasten yaralama veya kasten öldürme suçu gündeme gelebilir. Sınır öfke, kin veya intikam gibi mazur görülemeyecek bir ruh hâliyle aşılmışsa sınırın aşılmasına ilişkin hükümler uygulanmaz; ancak saldırının yarattığı hiddet veya şiddetli elem varsa haksız tahrik indirimi tartışılır. Bu nedenle olayın yalnızca anlatımı değil; kamera kayıtları, tanık beyanları, adli raporlar, mesajlar ve olay yeri bulguları büyük önem taşır.

Bununla birlikte sanık, suçsuzluğunu ispatlamakla yükümlü değildir. Cumhuriyet savcısı şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri birlikte toplar (CMK 160/2); meşru savunmaya ilişkin açıklamalar da bu deliller birlikte değerlendirilerek araştırılır ve giderilemeyen şüphe sanığın aleyhine yorumlanamaz.

Meşru Müdafaa ile Haksız Tahrik Arasındaki Fark Nedir?

Meşru müdafaa ile haksız tahrik arasındaki temel fark, fiilin hukuka uygun sayılıp sayılmaması ve bunun ceza üzerindeki etkisidir. Bu iki kurum birbirine benzese de hukuki sonuçları farklıdır. Meşru müdafaa halinde kişi hukuken korunan savunma hakkını kullanır. Haksız tahrikte ise ortada hukuka uygun hale gelen bir fiil değil, haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında işlenen bir suç bulunur.

Haksız tahrikte ceza kaldırılmaz, indirilir: ağırlaştırılmış müebbet hapis yerine on sekiz yıldan yirmi dört yıla, müebbet hapis yerine on iki yıldan on sekiz yıla kadar hapis cezası verilir; diğer hâllerde cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir (TCK 29).

Başka bir ifadeyle, saldırı devam ederken ve saldırıyı durdurmak amacıyla yapılan zorunlu müdahale meşru savunma kapsamında değerlendirilebilir. Buna karşılık saldırı sona erdikten sonra duyulan öfke nedeniyle verilen tepki çoğu durumda haksız tahrik tartışmasını doğurur. Yargıtay Ceza Genel Kurulu da arkadaşına saldıran kişinin bıçağını boğuşarak alan sanığın, saldırı durduktan sonra kızgınlıkla bıçak darbeleri vurduğu olayda mazur görülebilecek bir korku veya heyecan bulunmadığını, sınırın aşılmasına ilişkin hükmün uygulanamayacağını ve eylemin haksız tahrik altında işlenmiş olabileceğini kabul etmiştir (YCGK, 05.10.2010, 2010/1-170 E., 2010/182 K.). Ceza dosyalarında da savunma stratejisinin yanlış kurulması halinde, meşru müdafaa olarak ileri sürülen bir olayın aslında haksız tahrik veya doğrudan kasten yaralama kapsamında değerlendirildiği görülebilir.

Bu nedenle olayın zamanlaması, fiilin hangi anda gerçekleştiği ve saldırının ne ölçüde devam ettiği büyük önem taşır. Hukuki nitelendirme, çoğu zaman bu ince ayrım üzerinde belirlenir.

Durum Hukuki niteliği Sonucu
Meşru savunma (TCK 25/1) Hukuka uygunluk nedeni; fiil suç değildir Kovuşturmaya yer olmadığı ya da beraat
Sınırın mazur görülebilecek heyecan, korku veya telaşla aşılması (TCK 27/2) Fiil hukuka aykırıdır, kusur yoktur Ceza verilmesine yer olmadığı
Sınırın kast olmaksızın aşılması (TCK 27/1) Fiil hukuka aykırıdır; taksirli suçtan sorumluluk Fiil taksirle de cezalandırılıyorsa taksirli suçun cezasından altıda bir ile üçte bir arası indirim; cezalandırılmıyorsa ceza yok
Sınırın öfke, kin veya intikamla aşılması Kasıtlı suç; TCK 27 uygulanmaz Mahkûmiyet; koşulları varsa haksız tahrik indirimi
Haksız tahrik (TCK 29) Fiil suçtur, kusur azalır Cezada indirim

Meşru Savunmada Sınır Aşılırsa Ne Olur?

Türk Ceza Kanunu, meşru savunmada sınırın aşılması ihtimalini 27. maddede ayrıca düzenlemiştir:

(1) Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yazılı cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.

(2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez.

Buna göre üç farklı hukuki durum ortaya çıkabilir.

İlk durumda, sınır kast olmaksızın aşılmış olabilir. Fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılan bir suçsa, fail kasıtlı suçun değil taksirli suçun cezası üzerinden, bu cezanın altıda birinden üçte birine kadar indirilmesiyle cezalandırılır (TCK 27/1). Örneğin öldürme sonucunda kasten öldürmenin değil, taksirle öldürmenin cezası esas alınır.

İkinci ve daha önemli durumda ise, sınır mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaş nedeniyle aşılmış olabilir. Kanun bu halde faile ceza verilmeyeceğini açıkça belirtmektedir. Yargılama sonucunda da bu durum, beraatten farklı olarak, kusurun bulunmaması nedeniyle ceza verilmesine yer olmadığı kararıyla sonuçlanır (CMK 223/3-c). Bu hüküm, sınırın bilerek aşıldığı olaylarda da uygulanabilir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, sustalı bıçakla üzerine yürüyen kişiye tabancayla ateş eden taksi şoförünün sınırı kastla aştığını, bu nedenle 27/1’in uygulanamayacağını; ancak aşmanın mazur görülebilecek korku ve telaştan kaynaklandığını kabul ederek 27/2’yi uygulamıştır. Kurula göre belirleyici olan, saldırının kişiyi içine düşürdüğü psikolojik durumdur (YCGK, 06.05.2014, 2012/1-1557 E., 2014/233 K.).

Üçüncü durumda sınır, mazur görülemeyecek bir ruh hâliyle, örneğin öfke, kin veya intikamla aşılmıştır. Savunma bu duygularla bir karşı saldırıya dönüşmüşse TCK 27 uygulanmaz ve fail kasıtlı suçtan sorumlu olur; koşulları varsa haksız tahrik indirimi gündeme gelir.

Bu ayrım çok önemlidir. Çünkü tam meşru savunmada fiil hukuka uygundur; sınır aşıldığında ise fiil artık hukuka uygun değildir. TCK 27/2 hâlinde yalnızca failin kusuru yok sayılır; bu yüzden karar beraat değil, ceza verilmesine yer olmadığıdır.

Zorunluluk Hâli (TCK 25/2) Nedir?

Meşru savunmada haksız saldırı saldırgana karşı savuşturulurken, zorunluluk hâlinde ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak için başka bir hukuki değere müdahale edilir. Tehlike, doğa olaylarından kaynaklanabileceği gibi insan davranışından da kaynaklanabilir. Kişi, bilerek neden olmadığı ve başka türlü korunma imkânı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kendisini veya başkasını kurtarmak için bir fiil işler; tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan araç arasında orantı bulunmalıdır. Örneğin yangından kurtulmak için başkasına ait kapıyı kırmak bu kapsamda değerlendirilebilir. Bu durumda ceza verilmez; ancak kapı sahibinin zararının ne ölçüde giderileceğini hâkim hakkaniyete göre belirler (TBK 64/2).

Zorunluluk hâli kusurluluğu kaldıran bir nedendir. Bu nedenle sonuç beraat değil, ceza verilmesine yer olmadığı kararıdır (CMK 223/3-b).

Meşru Müdafaada Savcılık ve Mahkeme Hangi Kararı Verir?

Meşru savunmanın şartları soruşturma aşamasında delillerle açıkça ortaya konulursa, fiil suç oluşturmadığından Cumhuriyet savcısı kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verebilir (CMK 172/1). Suçtan zarar gören, bu karara tebliğden itibaren iki hafta içinde sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir (CMK 173/1).

Dava açılmışsa mahkemenin vereceği karar olayın niteliğine göre değişir:

  • Tam meşru savunma: Olayda bir hukuka uygunluk nedeni bulunduğu için beraat (CMK 223/2-d).
  • Sınırın mazur görülebilecek heyecan, korku veya telaşla aşılması: Ceza verilmesine yer olmadığı kararı (CMK 223/3-c). Yargıtay Ceza Genel Kurulu, bu durumda beraat değil ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmesi gerektiğini kabul etmiştir (YCGK, 08.05.2012, 2011/1-436 E., 2012/190 K.).
  • Zorunluluk hâli: Ceza verilmesine yer olmadığı kararı (CMK 223/3-b).
  • Sınırın kast olmaksızın aşılması: Fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa taksirli suçun cezası üzerinden indirimli mahkûmiyet (TCK 27/1); taksirli hâli suç değilse ceza verilmez.

Meşru Müdafaada Tazminat Ödenir mi?

Türk Borçlar Kanunu meşru savunmayı “haklı savunma” olarak adlandırır. Haklı savunmada bulunan kişi, saldırganın şahsına veya mallarına verdiği zarardan sorumlu tutulamaz (TBK 64/1). Hukuk hâkimi, kusur ve ayırt etme gücü bakımından ceza hâkiminin beraat kararıyla bağlı değildir (TBK 74); ancak Yargıtay’a göre kesinleşmiş ceza kararındaki maddi olgu tespitleri hukuk hâkimini bağlar. Sınır aşılmışsa fiil hukuka aykırı kaldığından tazminat sorumluluğu doğabilir; bu durumda hâkim, saldırganın zararın doğmasındaki etkisini gözeterek tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir (TBK 52/1).

İstanbul’da Ceza Soruşturmasında Avukat Desteği Neden Önemlidir?

Meşru müdafaa dosyaları dışarıdan bakıldığında basit gibi görünse de uygulamada teknik yönü ağır basan dosyalardır. Olayın meşru savunma mı, sınırın aşılması mı, haksız tahrik mi, yoksa doğrudan cezai sorumluluk mu doğurduğu çoğu zaman dosyadaki ayrıntılara göre belirlenir. Bu nedenle İstanbul’da meşru müdafaa iddiası içeren bir dosyada, ifade aşamasından itibaren olayın hukuki niteliğinin doğru kurulması çok önemlidir. Bu tür soruşturmalarda bir İstanbul ceza avukatı desteği, dosyanın başından itibaren savunmanın doğru zeminde kurulmasına katkı sağlayabilir.

Özellikle ilk ifade, delillerin toplanma hızı, kamera kayıtlarının tespiti, tanıkların belirlenmesi ve yaralanma bulgularının yorumlanması soruşturmanın yönünü doğrudan etkileyebilir. Savunmanın “saldırıyı bertaraf etmeye yönelik zorunlu müdahale” olarak mı, yoksa “ölçüsüz karşılık” olarak mı değerlendirileceği çoğu zaman bu aşamada şekillenir.

Bu nedenle İstanbul’da meşru savunma, nefsi müdafaa veya kendini savunma nedeniyle açılan soruşturmalarda, dosyanın ilk andan itibaren dikkatle ele alınması önemlidir. Hukuki nitelendirmede yapılacak bir hata, olayın tamamen farklı bir suç isnadıyla değerlendirilmesine yol açabilir.

Yaralama dosyalarının soruşturma ve asliye ceza aşamaları için Maltepe ceza avukatı, kasten öldürme gibi ağır ceza mahkemesinde görülen dosyalar için Kartal ağır ceza avukatı sayfalarımızı inceleyebilirsiniz.

Meşru savunma konulu makale için hazırlanan, saldırı karşısında korumayı simgeleyen hukuk temalı görsel

Meşru Müdafaa İddiasıyla İfadeye Çağrıldım, Ne Yapmalıyım?

Kendinizi savunduğunuzu düşünmeniz, olay hakkında soruşturma yürütülmesini tek başına engellemez. İfade öncesinde olayın sırasını ve mevcut delilleri belirlemek önemlidir:

  • Olayın sırasını netleştirin: Saldırının nasıl başladığını, ne zaman sona erdiğini ve sizin hangi aşamada müdahale ettiğinizi hatırladığınız şekliyle anlatın; emin olmadığınız ayrıntıları tahmin ederek tamamlamayın.
  • Yaralanmaların kayda geçirilmesini sağlayın: Sağlık kuruluşuna başvurun ve olayla ilgili muayene bulgularının kayda alınmasını isteyin.
  • Delillerin kaybolmasını önleyin: Kamera bulunan yerleri ve tanıkları belirtin; mesajları, fotoğrafları ve mevcut kayıtları silmeden veya değiştirmeden koruyun.
  • İfade öncesinde müdafi yardımından yararlanın: Suçlamayı öğrenme, avukat yardımından yararlanma ve susma haklarınız vardır (CMK 147).

Dosyanızın değerlendirilmesi için Av. Ebubekir Kozan’ın Maltepe Cevizli’deki avukatlık bürosuna 0534 980 28 64 numarasından ulaşabilir veya görüşme talebinizi iletebilirsiniz.

Meşru Müdafaa – Sık Sorulan Sorular

Başkasını korumak için araya girersem meşru savunma olur mu?

Evet, olabilir. Meşru savunma sadece kişinin kendisine değil, başkasına ait bir hakka yönelen haksız ve güncel saldırıya karşı da gündeme gelebilir. Ancak müdahalenin zorunlu ve orantılı olması gerekir.

Saldırı bittikten sonra karşılık verirsem yine de meşru müdafaa olur mu?

Çoğu durumda hayır. Meşru müdafaa, devam eden veya gerçekleşmesi muhakkak olan saldırıya karşı o anda yapılan savunmayı korur. Saldırı bittikten sonraki karşılık çoğu zaman meşru savunma sayılmaz; koşulları varsa haksız tahrik indirimi tartışılır.

Sokak kavgası, trafik tartışması veya işyeri olayında meşru müdafaa nasıl değerlendirilir?

Bu tür olaylarda değerlendirme somut olaya göre yapılır. İlk saldırının kimden geldiği, saldırının devam edip etmediği, savunmanın zorunlu olup olmadığı ve kullanılan gücün orantılı kalıp kalmadığı önem taşır. İlk haksız hareketin kimden geldiği önemlidir ama tek başına yeterli değildir; olayın gelişimi ve kişinin hangi aşamada saldırıya karşı savunmada bulunduğu birlikte değerlendirilir.

Meşru müdafaa halinde beraat mi verilir?

Tam meşru savunma varsa beraat kararı verilir (CMK 223/2-d). Sınır mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaş nedeniyle aşılmışsa ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilir (CMK 223/3-c). Öfke, kin veya intikam nedeniyle aşılmışsa bu hüküm uygulanmaz.

Meşru müdafaada savcılık takipsizlik kararı verebilir mi?

Evet. Meşru savunmanın şartları soruşturmada delillerle açıkça ortaya konulursa Cumhuriyet savcısı kovuşturmaya yer olmadığına (halk arasındaki adıyla takipsizlik) karar verebilir (CMK 172/1). Suçtan zarar gören bu karara tebliğden itibaren iki hafta içinde sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir (CMK 173/1).

Polisi çağırma imkânı varken savunma yaparsam meşru müdafaa ortadan kalkar mı?

Tek başına hayır. Ani ve güncel bir saldırı varsa kişi kendisini savunabilir; kolluğun zamanında ve etkili müdahale edemeyeceği durumlarda savunma hakkı devam eder. Ancak olayda daha hafif ve yeterli bir korunma yolu açıkça mümkünse, savunmanın zorunlu olup olmadığı ayrıca değerlendirilir.

Meşru müdafaada tazminat ödenir mi?

Haklı (meşru) savunmada bulunan kişi, saldırganın şahsına veya mallarına verdiği zarardan sorumlu tutulamaz (TBK 64/1). Ceza davasındaki beraat, kusur değerlendirmesi bakımından hukuk hâkimini bağlamaz (TBK 74); bu yüzden tazminat davasında konu ayrıca incelenebilir. Sınır aşılmışsa tazminat sorumluluğu doğabilir, ancak hâkim saldırganın etkisini gözeterek tazminatı indirebilir (TBK 52/1).

Hazırlayan: Av. Ebubekir Kozan

Av. Ebubekir Kozan

Av. Ebubekir Kozan, İstanbul Barosuna kayıtlı olarak Maltepe’de bulunan hukuk bürosunda avukatlık faaliyetini sürdürmektedir. Çalışmaları ağırlıklı olarak ceza ve infaz hukuku ile aile, miras, gayrimenkul, iş ve icra hukukuna ilişkin uyuşmazlıklar üzerinde yoğunlaşmaktadır.

Bir yanıt yazın

Avukatı Ara