Avukat Ebubekir Kozan Hukuk Bürosu logosu
Ceza Hukuku

Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçu ve Cezası (TCK 109)

İçindekiler

Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçu Nedir?

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, bir kimsenin kendi iradesiyle bir yere gitme veya bulunduğu yerde kalma özgürlüğünün hukuka aykırı biçimde ortadan kaldırılmasıdır. Halk arasında “alıkoyma suçu”, “hürriyeti tahdit suçu” veya “adam kaçırma suçu” olarak da ifade edilen bu suç, Türk Ceza Kanunu’nun 109. maddesinde düzenlenmiştir.

Suçun oluşması için mağdurun mutlaka kaçırılması, bağlanması veya kilitli bir yerde tutulması gerekmez. Bir kişiyi zorla araca bindirmek, araçtan ya da evden çıkmasına izin vermemek, çıkışı fiziksel olarak engellemek veya tehdit ederek bulunduğu yerde tutmak da hareket özgürlüğünü ortadan kaldırabilir.

Kısa soru Kısa cevap
Temel ceza nedir? 1 yıldan 5 yıla kadar hapis
Cebir, tehdit veya hile kullanılırsa ceza nedir? 2 yıldan 7 yıla kadar hapis
Şikâyete tabi midir? Hayır, resen soruşturulur
Uzlaştırma uygulanır mı? Hayır
Etkin pişmanlık mümkün müdür? TCK m.110’daki şartlarla mümkündür
Görevli mahkeme hangisidir? Kural olarak Asliye Ceza Mahkemesi

Mağdurun başlangıçta kendi isteğiyle bir yere gitmesi, daha sonra ayrılma hakkını ortadan kaldırmaz. Suçun oluşup oluşmadığı belirlenirken mağdurun rızası, hareket özgürlüğünün gerçekten sınırlandırılıp sınırlandırılmadığı, kullanılan yöntem ve kısıtlamanın süresi birlikte değerlendirilir. Ceza soruşturmasının genel işleyişi hakkında ceza davaları başlıklı yazımızdan bilgi alınabilir.

Alıkoyma, Hürriyeti Tahdit ve Adam Kaçırma Aynı Şey midir?

“Alıkoyma”, “hürriyeti tahdit” ve “adam kaçırma” ifadeleri günlük dilde kullanılmaktadır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’ndaki hukuki karşılık ise kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçudur.

Adam kaçırma, bu suçun yalnızca muhtemel işleniş biçimlerinden biridir. Mağdurun başka bir yere götürülmediği, yalnızca bulunduğu odadan veya evden çıkmasının engellendiği olaylarda da TCK m.109 uygulanabilir.

Suçun mağduru kadın, erkek veya çocuk olabilir. Fail ya da mağdur bakımından kural olarak özel bir sıfat aranmaz.

Jiletli tel; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu (TCK 109) konulu makalede özgürlüğün kısıtlanmasını simgeler.

Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçunun Unsurları

Suçun oluşup oluşmadığı belirlenirken kişinin hareket özgürlüğünün gerçekten kaldırılıp kaldırılmadığı, davranışın hukuka aykırılığı, failin kastı, mağdurun rızası ve kısıtlamanın süresi birlikte değerlendirilir.

Bir Yere Gitme veya Bir Yerde Kalma Özgürlüğünün Kaldırılması

Mağdurun hareket özgürlüğünün fiilen ortadan kaldırılması gerekir. Bu sonuç farklı yöntemlerle meydana getirilebilir:

  • Kapıyı kilitlemek,
  • Mağduru bağlamak veya fiziksel olarak tutmak,
  • Çıkışın önünde durarak geçişi engellemek,
  • Silah göstererek yerinden ayrılmamasını sağlamak,
  • Mağduru zorla araca bindirmek,
  • Araç kapılarını kilitleyerek inmesine izin vermemek,
  • Korkutma veya tehdit yoluyla bulunduğu yerde kalmaya zorlamak,
  • Hareket etmek için ihtiyaç duyulan tekerlekli sandalye veya benzeri aracı almak,
  • Hileyle belirli bir yere götürdükten sonra ayrılmasına engel olmak.

Mağdurun kurtulmak için ciddi bir tehlikeyi göze alabilecek olması, hareket özgürlüğünün kısıtlanmadığını göstermez. Örneğin yüksek bir pencereden atlama, hareket hâlindeki araçtan çıkma veya silahlı kişinin yanından kaçmaya çalışma ihtimali gerçek ve güvenli bir çıkış imkânı olarak değerlendirilemez.

Buna karşılık mağdurun önünde herkes tarafından kullanılabilecek güvenli ve açık bir çıkış bulunması, herhangi bir fiziksel veya manevi engellemenin olmaması hâlinde suçun maddi unsurunun oluşup oluşmadığı ayrıca incelenmelidir.

ÖNEMLİ

Suçun oluşması için kapının mutlaka kilitlenmesi, mağdurun bağlanması veya kapalı bir yerde tutulması gerekmez. Tehdit, korkutma ya da çıkışın fiziksel olarak engellenmesi de kişinin ayrılma imkânını fiilen ortadan kaldırabilir.

Suçun Oluşması İçin Mağdur Ne Kadar Süre Alıkonulmalıdır?

Kanunda suçun oluşması için dakika veya saat olarak belirlenmiş bir alt sınır bulunmamaktadır. Bu nedenle “beş dakika tutulursa suç olmaz” veya “en az bir saat alıkoymak gerekir” şeklinde genel bir kural yoktur.

Bununla birlikte özgürlükten yoksun bırakmanın hukuken önem taşıyan bir süre devam etmesi gerekir. Tamamen anlık, objektif olarak önemsiz ve hareket özgürlüğü üzerinde gerçek bir etki meydana getirmeyen davranışlar her zaman TCK m.109 kapsamında değerlendirilemez.

Sürenin yeterli olup olmadığı belirlenirken:

  • Mağdurun nerede tutulduğu,
  • Kullanılan cebir veya tehdidin niteliği,
  • Mağdurun yaşı ve fiziksel durumu,
  • Ayrılmak için gösterdiği irade,
  • Failin çıkışı nasıl engellediği,
  • Kısıtlamanın başka bir suçun işlenişiyle bağlantısı

birlikte incelenir.

Kısa süren bir eylem de mağdurun hareket özgürlüğünü ciddi biçimde ortadan kaldırmışsa tamamlanmış suç oluşturabilir. Sürenin uzunluğu ayrıca temel cezanın belirlenmesinde etkili olabilir.

Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Kesintisiz Bir Suç mudur?

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, kesintisiz diğer ifadeyle mütemadi bir suçtur. Suç, mağdurun hareket özgürlüğünün hukuken kabul edilebilir biçimde kaldırılmasıyla tamamlanır; ancak mağdur özgürlüğüne kavuşuncaya kadar devam eder.

Örneğin mağdurun önce evde, ardından araçta ve daha sonra başka bir yerde tutulması, özgürlük kesintisiz biçimde sınırlandırılmışsa kural olarak tek bir kesintisiz suç oluşturabilir.

Suç;

  • Failin mağduru serbest bırakması,
  • Mağdurun kaçması,
  • Üçüncü bir kişinin müdahale etmesi,
  • Kolluk kuvvetlerinin mağduru kurtarması

ile sona erebilir.

Suçun sona erdiği an; görevli ve yetkili mahkeme, zamanaşımı, suça iştirak ve etkin pişmanlık değerlendirmeleri bakımından önem taşır.

Fiilin Hukuka Aykırı Olması

Her özgürlük sınırlaması suç değildir. Kanuna dayanan yakalama, gözaltı, tutuklama ve mahkûmiyet kararlarının usulüne uygun şekilde uygulanması hukuka aykırı değildir.

Suçüstü hâlinde herkesin geçici yakalama yapabildiği durumlarda da yakalanan kişinin gecikmeksizin kolluğa teslim edilmesi gerekir. Örneğin mağazada suçüstü yakalanan bir kişinin polis gelinceye kadar ölçülü biçimde tutulması hukuka uygun olabilir. Ancak kişinin cezalandırılmak, sorgulanmak veya borç tahsil etmek amacıyla gereğinden uzun süre tutulması hukuki değerlendirmeyi değiştirebilir.

Yakalama yetkisinin sınırlarının aşılması, gereksiz cebir kullanılması veya kişinin makul sürede kolluğa teslim edilmemesi hâlinde kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve başka suçlar gündeme gelebilir.

Suçun Kasten İşlenmesi

Suç kasten işlenebilir. Fail, davranışıyla mağdurun hareket özgürlüğünü kaldırdığını bilmeli ve istemelidir.

Temel şeklin oluşması için failin mutlaka para elde etmek, intikam almak, kıskançlık göstermek veya mağduru korkutmak gibi özel bir amaç taşıması gerekmez. Bununla birlikte suç cinsel amaçla işlenmişse TCK m.109/5 uyarınca özel artırım uygulanır.

Kişinin yanlışlıkla kapıyı kilitlemesi ve içeride birinin bulunduğunu bilmemesi gibi durumlarda kast bulunmayabilir. Ancak fail içeride birinin bulunduğunu öğrendikten sonra kapıyı bilerek açmıyorsa sonraki davranış ayrıca değerlendirilir.

Fail ve Mağdur Kim Olabilir?

Suçun faili ve mağduru herkes olabilir. Mağdurun suç sırasında uyuyor, baygın veya hareket etmek istemiyor olması tek başına suçun oluşmasını engellemez. Korunan değer, kişinin yalnızca o anda kullandığı değil, kullanma imkânına sahip olduğu hareket özgürlüğüdür.

Çocuğa veya beden ya da ruh bakımından kendisini savunamayacak kişiye karşı işlenmesi cezanın artırılmasını gerektirir.

Tüzel kişiler suçun faili olamaz. Ancak suçun işlenmesi sonucunda özel hukuk tüzel kişisi yararına haksız menfaat sağlanmışsa TCK m.111 kapsamında tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirleri gündeme gelebilir.

Mağdurun Rızası Varsa Suç Oluşur mu?

Kişinin özgür iradesiyle bir yere gitmesi veya orada kalması hâlinde kural olarak suç oluşmaz. Bununla birlikte rızanın gerçek, özgür ve olayın anlamını kavrayabilecek bir kişi tarafından verilmiş olması gerekir.

Tehdit, korku, cebir veya hile altında açıklanan irade geçerli rıza olarak kabul edilemez. Rıza yalnızca başlangıçta değil, kişinin bulunduğu yerde kaldığı bütün süre boyunca devam etmelidir.

Başlangıçtaki Rıza Sonradan Geri Alınırsa Ne Olur?

Bir kişinin başlangıçta eve, otele, işyerine veya araca kendi isteğiyle gelmiş olması, daha sonra ayrılma hakkını ortadan kaldırmaz.

Mağdur ayrılmak istediğini açıkladığı hâlde kapının kilitlenmesi, zorla araca geri bindirilmesi veya inmesine izin verilmemesi durumunda başlangıçtaki rıza artık fail lehine sonuç doğurmaz. Suç, mağdurun ayrılma iradesinin engellendiği andan itibaren oluşabilir.

Ayrılma iradesinin mutlaka belirli kelimelerle açıklanması gerekmez. Mağdurun kapıya yönelmesi, araçtan inmeye çalışması, yardım istemesi veya kaçmaya çalışması da olayın şartlarına göre rızanın bulunmadığını gösterebilir.

Çocuğun Rızası Suçun Oluşmasını Engeller mi?

Çocuğun bir yere başlangıçta kendi isteğiyle gitmiş olması, olayın otomatik olarak suç oluşturmayacağı anlamına gelmez. Çocuğun yaşı, gelişim düzeyi, davranışın sonuçlarını kavrama yeteneği, faille arasındaki ilişki ve sonradan ayrılmak isteyip istemediği birlikte değerlendirilir.

Çocuğun hareket özgürlüğü cebir, tehdit, hile veya başka bir yöntemle fiilen kaldırılmışsa TCK m.109 gündeme gelir ve çocuğa karşı işlenme nedeniyle ceza bir kat artırılır.

Çocuğun hareket özgürlüğünün sınırlandırılmadığı ancak velayet veya aile ilişkilerinin ihlal edildiği olaylarda ise TCK m.234’te düzenlenen çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçu bakımından ayrı değerlendirme yapılmalıdır.

Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma (Alıkoyma) Suçu Örnekleri

Bir davranışın suç oluşturup oluşturmadığı yalnızca olayın adına bakılarak belirlenemez. Kişinin gerçekten ayrılmak isteyip istemediği, ayrılma imkânının bulunup bulunmadığı ve failin bunu bilerek engelleyip engellemediği araştırılmalıdır.

Birini Eve veya Odaya Kilitlemek Suç mudur?

Bir kişinin çıkmasına engel olmak amacıyla evin veya odanın kapısını kilitlemek, kural olarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturabilir.

Mağdurun kendi evinde tutulması sonucu değiştirmez. Korunan hak konut hakkı değil, kişinin dilediği zaman bulunduğu yerden ayrılabilme özgürlüğüdür.

Kapının hiç kilitlenmemiş olması da tek başına suçun oluşmadığını göstermez. Fail kapının önünde duruyor, silah gösteriyor veya ayrılması hâlinde mağdura zarar vereceğini söylüyorsa fiilî çıkış imkânı ortadan kalkmış olabilir.

Eşini veya Eski Eşini Eve Kilitlemenin Cezası Nedir?

Evlilik, eşlerden birine diğerinin evden çıkmasını engelleme yetkisi vermez. Eşini ya da boşandığı eşini eve, odaya veya araca kilitlemek TCK m.109 kapsamında değerlendirilebilir.

Suçun üstsoy, altsoy, eş veya boşanılan eşe karşı işlenmesi TCK m.109/3-e kapsamında nitelikli hâldir ve temel ceza bir kat artırılır.

Birlikte yaşanan evin kime ait olduğu veya kira sözleşmesinde kimin adının bulunduğu, mağdurun hareket özgürlüğünü ortadan kaldırma hakkı vermez. Aile içi şiddet niteliğindeki olaylarda ayrıca 6284 sayılı Kanun kapsamında uzaklaştırma, iletişim yasağı ve başka koruyucu tedbirler uygulanabilir.

Birini Arabaya Zorla Bindirmek Suç mudur?

Bir kişinin istemediği hâlde fiziksel güç, tehdit veya silah kullanılarak araca bindirilmesi ve götürülmesi TCK m.109/2 kapsamında değerlendirilebilir.

Mağdur araca bindirildikten hemen sonra kaçmış olsa bile hareket özgürlüğünün hukuken önem taşıyan bir süre ortadan kaldırılıp kaldırılmadığı incelenir. Özgürlük henüz fiilen kısıtlanmadan mağdur kurtulmuşsa teşebbüs hükümleri gündeme gelebilir.

Arabadan İnmesine İzin Vermemek Suç mudur?

Mağdur araca başlangıçta kendi isteğiyle binmiş olsa bile istediği yerde inme hakkına sahiptir. İnmek isteyen kişinin araç kapılarının kilitlenmesi, araçtan çıkmasının fiziksel olarak engellenmesi veya tehditle araçta tutulması kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturabilir.

Araç hareket hâlindeyken güvenli şekilde inme imkânı bulunmaması da değerlendirmede dikkate alınır. “Kapı kilitli değildi” savunması, hareket hâlindeki araçtan çıkmanın ciddi tehlike yaratacağı durumlarda tek başına yeterli değildir.

Borç veya Alacak Nedeniyle Birini Alıkoymak Suç mudur?

Bir borcun gerçekten mevcut olması, alacaklıya borçluyu zorla tutma yetkisi vermez. Borçluyu ödeme yapıncaya kadar işyerinde, evde veya araçta tutmak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturabilir.

Borç tahsili amacıyla ayrıca tehdit kullanılmışsa olayın özelliklerine göre tehdit suçu veya yağma suçu da gündeme gelebilir. Alacağın hukuki yollardan talep edilmesi gerekir.

Telefonu, Anahtarı veya Eşyaları Almak Bu Suçu Oluşturur mu?

Mağdurun telefonunu veya anahtarını almak tek başına her olayda TCK m.109’u oluşturmaz. Bu davranışın kişinin hareket özgürlüğünü fiilen ortadan kaldırması gerekir.

Örneğin mağdurun kapıyı açabilmesinin tek yolu olan anahtarın alınması ve başka çıkış bulunmaması alıkoyma sonucunu doğurabilir. Buna karşılık yalnızca telefonun alınması fakat kişinin bulunduğu yerden serbestçe ayrılabilmesi hâlinde TCK m.109’un maddi unsuru oluşmayabilir. Telefonun alınması başka suçlar bakımından ayrıca incelenebilir.

Engelli bir kişinin hareket etmek için zorunlu olarak kullandığı tekerlekli sandalyenin, bastonun veya cihazın alınması da fiilen hareket özgürlüğünü kaldırıyorsa bu suç kapsamında değerlendirilebilir.

Cebir, Tehdit veya Hileyle Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma

TCK m.109/2’ye göre suçun işlenmesi için veya işlendiği sırada cebir, tehdit ya da hile kullanılırsa ceza iki yıldan yedi yıla kadar hapistir.

Cebir, mağdurun fiziksel direncini kırmaya yönelik güç kullanılmasıdır. Mağduru tutmak, bağlamak, yere yatırmak, araca sürüklemek veya çıkmaya çalışırken darbetmek cebir oluşturabilir.

Tehdit, mağdurun ayrılması hâlinde kendisine veya bir yakınına zarar verileceğinin bildirilmesidir. Tehdidin mutlaka açık sözlerle ifade edilmesi gerekmez. Silah gösterme veya olayın koşullarında ciddi korku oluşturan davranışlar da değerlendirilebilir.

Hile, mağdurun iradesinin aldatma yoluyla etkilenmesidir. Kişinin başka bir yere götürüleceği söylenerek farklı bir yere götürülmesi veya gerçek amaç gizlenerek kapalı bir alana sokulması buna örnek olabilir.

Cebir veya tehdit yalnızca mağduru ilk anda etkisiz hâle getirmek için değil, alıkoymanın devamını sağlamak amacıyla kullanılmışsa da TCK m.109/2 uygulanabilir.

Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçunun Nitelikli Hâlleri

TCK m.109/3’te sayılan hâllerden birinin bulunması durumunda, maddenin birinci veya ikinci fıkrasına göre belirlenen ceza bir kat artırılır.

Suçun Silahla İşlenmesi

Silahın mağdurun direncini kırmak, kaçmasını engellemek veya korkutmak amacıyla kullanılması nitelikli hâl oluşturabilir. Mağdurun silahla yaralanması şart değildir.

Failin üzerinde silah bulunması her durumda yeterli değildir. Silahın suçun işlenişindeki rolü ve mağdurun hareket özgürlüğünü sınırlandırmak için kullanılıp kullanılmadığı değerlendirilir.

Birden Fazla Kişi Tarafından Birlikte İşlenmesi

Suçun en az iki kişi tarafından müşterek fail olarak birlikte işlenmesi cezanın bir kat artırılmasını gerektirir.

Kişilerden birinin mağduru tutması, diğerinin aracı kullanması veya çıkışı kontrol etmesi hâlinde birlikte hâkimiyet kurulup kurulmadığı incelenir. Yalnızca yardım eden veya sonradan olayı öğrenen kişinin varlığı, bu nitelikli hâlin uygulanması için her zaman yeterli değildir.

Kişinin Yerine Getirdiği Kamu Görevi Nedeniyle İşlenmesi

Mağdurun yürüttüğü kamu görevi nedeniyle alıkonulması nitelikli hâldir. Burada ağırlaştırmanın nedeni, suçun mağdurun kamu göreviyle bağlantılı biçimde işlenmesidir.

Kamu Görevinin Sağladığı Nüfuzun Kötüye Kullanılması

Kamu görevlisinin görevinin verdiği yetki veya nüfuzu kötüye kullanarak kişiyi hukuka aykırı biçimde tutması hâlinde ceza artırılır.

Görevlinin kanuni yakalama veya gözaltı yetkisine sahip olması tek başına hukuka uygunluk sağlamaz. Yetkinin şartları, süresi ve kullanılış biçimi incelenmelidir.

Üstsoy, Altsoy, Eş veya Boşanılan Eşe Karşı İşlenmesi

Suçun anne, baba, büyükanne, büyükbaba, çocuk, torun, eş veya boşanılan eşe karşı işlenmesi nitelikli hâldir.

Kardeş, nişanlı, sevgili veya eski sevgili bu bentte özel olarak sayılmamıştır. Ancak olayda silah, birden fazla fail, cebir, tehdit, hile veya başka bir nitelikli hâl bulunabilir.

Çocuğa veya Kendini Savunamayacak Kişiye Karşı İşlenmesi

On sekiz yaşından küçük kişiye karşı işlenen suçta TCK m.109/3-f uygulanır. Aynı düzenleme, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan mağdurlar bakımından da geçerlidir.

Mağdurun çok yaşlı, ağır hasta, fiziksel engelli, bilinci kapalı veya ruhsal durumu nedeniyle kendini koruyamayacak olması somut olay kapsamında değerlendirilebilir.

Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçunun Cinsel Amaçla İşlenmesi

Suç cinsel amaçla işlenmişse TCK m.109/5 uyarınca belirlenecek ceza yarı oranında artırılır. Cinsel amacın bulunması için mağdura karşı mutlaka cinsel saldırı veya istismar eyleminin tamamlanması gerekmez.

Cinsel amaç;

  • Failin kullandığı sözler,
  • Taraflar arasındaki mesajlar,
  • Mağdurun götürüldüğü yer,
  • Mağdurun kıyafetlerinin çıkarılmaya çalışılması,
  • Olayın öncesi ve sonrası,
  • Failin diğer davranışları

birlikte değerlendirilerek belirlenir.

Mağdura yönelik cinsel davranış da gerçekleştirilmişse olayın özelliklerine göre ayrıca cinsel saldırı suçu veya çocukların cinsel istismarı suçu oluşabilir.

Ancak özgürlüğün sınırlandırılması yalnızca cinsel suçun işlenmesi için zorunlu olan kısa süreyle sınırlıysa ayrıca TCK m.109’dan ceza verilip verilemeyeceği suçların içtimaı kurallarına göre değerlendirilir. Cinsel suçtan önce veya sonra devam eden bağımsız bir alıkoyma varsa ayrı suç kabul edilebilir.

Mağdurun Önemli Bir Ekonomik Kayba Uğraması

Alıkoyma nedeniyle mağdur ekonomik bakımdan önemli bir kayba uğramışsa TCK m.109/4 uyarınca hapis cezasına ek olarak bin güne kadar adli para cezası verilir.

Her maddi zarar bu hükmün uygulanması için yeterli değildir. Kaybın önemli olup olmadığı belirlenirken:

  • Zararın miktarı,
  • Mağdurun ekonomik durumu,
  • İşe veya ticari faaliyete gidemediği süre,
  • Kaybedilen gelir veya fırsat,
  • Zarar ile alıkoyma arasındaki nedensellik bağı

birlikte değerlendirilir.

Verilecek adli para cezası sabit bir tutar değildir. Önce gün sayısı, ardından bir gün karşılığı miktar belirlenir. Ayrıntılı bilgi için adli para cezası başlıklı yazımız incelenebilir.

Mağdurun Yaralanması Hâlinde Hangi Suç Oluşur?

Mağdurun direncini kırmak veya kaçmasını engellemek için kullanılan cebir, TCK m.109/2’deki daha ağır cezanın sebebidir. Bu nedenle cebir niteliğindeki her hareket için otomatik olarak ayrıca kasten yaralama cezası verilmez.

Bununla birlikte suçun işlenmesi amacıyla veya işlendiği sırada kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâlleri meydana gelmişse TCK m.109/6 uyarınca ayrıca kasten yaralama hükümleri uygulanır.

Yaralamanın alıkoymayı sağlamak için kullanılan cebrin sınırında mı kaldığı, bağımsız bir eylem mi olduğu veya neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama oluşturup oluşturmadığı adli raporlar ve olayın bütününe göre belirlenmelidir.

DİKKAT

Alıkoyma sırasında gerçekleşen her fiziksel temas için ayrıca yaralama cezası verilmez. Ancak cebrin alıkoyma için gerekli olan sınırı aşması veya ağırlaşmış yaralama sonucu doğurması hâlinde ayrı cezai sorumluluk gündeme gelebilir.

Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçunun Cezası

Suçun cezası işleniş biçimine göre değişir:

Suçun işleniş biçimi Ceza veya hukuki sonuç
Temel şekil 1 yıldan 5 yıla kadar hapis
Cebir, tehdit veya hile kullanılması 2 yıldan 7 yıla kadar hapis
TCK m.109/3’teki nitelikli hâller Birinci veya ikinci fıkraya göre belirlenen ceza bir kat artırılır
Mağdurun önemli ekonomik kayba uğraması Ayrıca 1.000 güne kadar adli para cezası
Suçun cinsel amaçla işlenmesi Belirlenen cezalar yarı oranında artırılır
Ağırlaşmış yaralama sonucu Ayrıca kasten yaralama hükümleri uygulanır

TCK m.109/3’teki bir kat artırım sonucunda soyut ceza aralığı;

  • Temel şekil bakımından 2 yıldan 10 yıla,
  • Cebir, tehdit veya hile kullanılan şekil bakımından 4 yıldan 14 yıla

ulaşabilir. Bunlar diğer artırım ve indirimler uygulanmadan önceki kanuni aralıklardır.

Aynı olayda birden fazla nitelikli hâl bulunabilir. Örneğin suç silahla, iki kişi tarafından ve eşe karşı işlenmiş olabilir. Aynı fıkradaki her bent için cezanın ayrı ayrı katlanması yerine nitelikli hâl artırımı ve birden fazla sebebin temel cezanın belirlenmesine etkisi birlikte değerlendirilir.

Mahkeme önce suçun işleniş biçimi, kullanılan araçlar, süre, kastın yoğunluğu ve meydana gelen zarar gibi ölçütlere göre temel cezayı belirler. Daha sonra nitelikli hâl, cinsel amaç, zincirleme suç, teşebbüs ve diğer artırım veya indirim hükümleri uygulanır.

Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçunda Etkin Pişmanlık

TCK m.110’da bu suça özgü bir etkin pişmanlık düzenlemesi bulunmaktadır. Failin mağduru serbest bırakması her durumda cezayı azaltmaz. Kanundaki şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir.

Etkin pişmanlık şartı Aranan durum
Zaman Suç nedeniyle soruşturmaya başlanmadan önce
İrade Failin mağduru kendiliğinden serbest bırakması
Yer Mağdurun güvenli bir yerde bırakılması
Zarar Mağdurun şahsına zarar dokunmamış olması
Sonuç Cezanın üçte ikisine kadar indirilmesi

Soruşturmaya Başlanmadan Önce Serbest Bırakma Şartı

Soruşturma yalnızca şüphelinin ifadesinin alınmasıyla başlamaz. Savcılık veya kolluk makamlarının suç şüphesini öğrenmesiyle soruşturma başlamış olabilir.

Bu nedenle mağdurun yakınları tarafından polise haber verilmesinden veya yetkili makamların olayı öğrenmesinden sonra serbest bırakılması, TCK m.110’daki zaman şartını karşılamayabilir.

Mağdurun Kendiliğinden Serbest Bırakılması

Serbest bırakma failin özgür iradesine dayanmalıdır. Mağdurun kaçması, üçüncü kişilerin müdahale etmesi veya kolluğun mağduru kurtarması hâlinde kendiliğinden serbest bırakma şartı oluşmaz.

Failin kaçamayacağını anlayınca ya da polis tarafından çevrilince mağduru bırakması durumunda davranışın gerçekten gönüllü olup olmadığı somut olay üzerinden değerlendirilir.

Mağdurun Güvenli Bir Yerde Bırakılması

Mağdurun serbest bırakıldığı yerin güvenli olması gerekir. Çocuk, yaşlı veya kendisini savunamayacak bir kişinin ıssız ve tehlikeli bir yerde bırakılması bu şartı karşılamayabilir.

Güvenli yer değerlendirmesinde zaman, çevre koşulları, mağdurun yaşı, sağlık durumu ve yardım alabilme imkânı dikkate alınır.

ÖNEMLİ

Mağduru serbest bırakmak suçun ortadan kalkmasını veya beraat kararı verilmesini sağlamaz. TCK m.110’un bütün şartları gerçekleşirse suç sabit kalır ancak cezada üçte ikisine kadar indirim yapılır.

Suça Teşebbüs Mümkün müdür?

Fail alıkoyma amacıyla doğrudan icra hareketlerine başlamış ancak mağdurun hareket özgürlüğünü fiilen ortadan kaldıramamışsa teşebbüs hükümleri uygulanabilir.

Örneğin mağduru araca zorla bindirmeye çalışan failin mağdurun direnmesi veya üçüncü kişilerin müdahalesi nedeniyle bunu başaramaması teşebbüs kapsamında değerlendirilebilir.

Buna karşılık mağdurun hareket özgürlüğü hukuken yeterli bir süre kaldırılmışsa suç tamamlanmıştır. Mağdurun kısa süre sonra kaçması, tamamlanmış suçu yeniden teşebbüs hâline getirmez.

Suça İştirak ve Birden Fazla Mağdur

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna müşterek faillik, azmettirme veya yardım etme biçiminde iştirak mümkündür.

Suç devam ederken durumu bilerek hâkimiyet kuracak şekilde eyleme katılan kişi de devam eden suçtan sorumlu olabilir. Ancak mağdur serbest bırakıldıktan sonra olayı öğrenen kişinin davranışı, kural olarak tamamlanmış TCK m.109’a iştirak oluşturmaz.

Tek hareketle birden fazla kişinin özgürlüğünün sınırlandırılması veya aynı kişiye karşı farklı zamanlarda aynı suç işleme kararıyla eylemde bulunulması hâlinde TCK m.43 kapsamındaki zincirleme suç hükümleri değerlendirilebilir.

Kesintisiz biçimde devam eden tek alıkoyma sırasında mağdurun farklı yerlere götürülmesi ise her yer değişikliği bakımından ayrı suç oluşturmaz.

Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçu Şikâyete Tabi mi?

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu şikâyete bağlı değildir. Cumhuriyet savcılığı suç şüphesini öğrendiğinde resen soruşturma başlatabilir.

Bu nedenle mağdur bakımından altı aylık şikâyet süresi uygulanmaz. Ancak kamera kayıtlarının silinmesi, tanıkların olayı unutması veya dijital kayıtların kaybolması ihtimali nedeniyle gecikmeden başvuru yapılması önemlidir.

Suç Duyurusu Nasıl Yapılır?

Başvuru Cumhuriyet başsavcılığına, polis merkezine veya jandarmaya yapılabilir. Başvuruda mümkün olduğu ölçüde şu bilgiler belirtilmelidir:

  • Olayın tarihi, saati ve gerçekleştiği yer,
  • Mağdurun nerede ve ne kadar süre tutulduğu,
  • Kullanılan cebir, tehdit, hile veya silah,
  • Failin kimlik, araç ve iletişim bilgileri,
  • Olayı gören veya sonrasında mağdurla görüşen kişiler,
  • Kamera, telefon, konum ve mesaj kayıtları,
  • Mağdurun nasıl serbest kaldığı,
  • Yaralanma veya ekonomik kayıp bulunup bulunmadığı.

Silinme ihtimali bulunan kamera ve elektronik kayıtların ilgili kurumlardan gecikmeden istenmesi gerekir.

Şikâyetten Vazgeçilirse Dava Düşer mi?

Hayır. Mağdurun şikâyetinden vazgeçmesi soruşturmayı veya kamu davasını kendiliğinden sona erdirmez.

Bununla birlikte mağdurun önceki beyanını değiştirmesi, olayın hiç yaşanmadığını söylemesi veya sanıktan şikâyetçi olmadığını bildirmesi delillerin değerlendirilmesi bakımından önem taşıyabilir. Beyan değişikliğinin nedeni ve diğer delillerle uyumu mahkeme tarafından araştırılır.

Uzlaştırma veya Önödeme Uygulanır mı?

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu uzlaştırma kapsamında değildir. Tarafların anlaşması veya mağdurun zararının karşılanması kamu davasını kendiliğinden sona erdirmez.

Suç, cezasının türü ve üst sınırı nedeniyle önödeme kapsamında da değildir. Zararın giderilmesi; temel cezanın belirlenmesi, takdiri indirim, HAGB veya başka kişiselleştirme hükümleri bakımından değerlendirmeye alınabilir.

Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçu Nasıl İspatlanır?

Alıkoyma çoğu zaman kapalı alanlarda veya tarafların yalnız olduğu ortamlarda gerçekleşebilir. Bu nedenle suçun ispatı yalnızca görgü tanığı bulunmasına bağlı değildir.

Dosyada kullanılabilecek başlıca deliller şunlardır:

  • Mağdur, şüpheli ve sanık beyanları,
  • Tanık anlatımları,
  • Apartman, işyeri, otel, yol ve araç kamera kayıtları,
  • Plaka tanıma ve trafik kayıtları,
  • Telefon arama ve HTS kayıtları,
  • Baz istasyonu ve konum verileri,
  • GPS ve araç takip kayıtları,
  • WhatsApp, SMS ve sosyal medya yazışmaları,
  • 112 Acil Çağrı Merkezi kayıtları,
  • Sesli mesajlar ve yardım çağrıları,
  • Hastane ve adli muayene raporları,
  • Olay yeri inceleme ve keşif tutanakları,
  • Kartlı geçiş, bina giriş-çıkış ve otel kayıtları,
  • Taksi veya araç çağırma uygulamalarına ilişkin kayıtlar,
  • Mağdurun olaydan hemen sonra görüştüğü kişilerin anlatımları.

HTS kayıtları telefon konuşmasının içeriğini göstermez. Ancak tarafların iletişim kurup kurmadığı, iletişim zamanı ve baz istasyonu bilgileri bakımından diğer delillerle birlikte değerlendirilebilir.

Kamera görüntülerinin yalnızca kısa bir bölümünün değil, mağdurun girişinden çıkışına kadar olan zaman aralığının istenmesi önemlidir. Görüntüler birçok sistemde kısa süre içerisinde otomatik olarak silinebildiğinden delil talepleri geciktirilmemelidir.

Mağdurun Beyanı Tek Başına Yeterli midir?

Mağdur beyanı ceza muhakemesinde hukuken delildir. Ancak mağdurun beyanının her durumda tek başına mahkûmiyet için yeterli olduğu veya başka delil bulunmadığında mutlaka beraat kararı verilmesi gerektiği şeklinde otomatik bir kural yoktur.

Mahkeme özellikle:

  • Beyanın kendi içinde tutarlı olup olmadığını,
  • Olayın farklı aşamalarında değişip değişmediğini,
  • Diğer delillerle desteklenip desteklenmediğini,
  • Taraflar arasında husumet bulunup bulunmadığını,
  • Yardım çağrıları ve olay sonrası davranışları,
  • Beyan değişikliklerinin açıklanabilir olup olmadığını

birlikte değerlendirir.

Mahkûmiyet için suçun sanık tarafından işlendiğinin her türlü makul şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerle ortaya konulması gerekir.

Gizlice Alınan Ses Kaydı Delil Olur mu?

Kişinin ani gelişen ve başka şekilde ispatlanması mümkün olmayan bir olay sırasında kendi tarafı olduğu konuşmayı kaydetmesiyle, önceden planlanarak sistematik biçimde gizli kayıt yapılması aynı değildir.

Ses kaydının hukuka uygunluğu her olayın şartlarına göre değerlendirilir. Başkasının özel alanına cihaz yerleştirilmesi veya tarafı olunmayan konuşmanın kaydedilmesi ayrıca suç oluşturabilir. Bu konuda konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçu bakımından da değerlendirme yapılmalıdır.

Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma İddiasında Savunma

Savunmanın yalnızca “alıkoymadım” şeklindeki soyut inkârdan ibaret bırakılmaması gerekir. Suçun bütün unsurları ve nitelikli hâlleri ayrı ayrı incelenmelidir.

Savunmada özellikle şu sorular araştırılabilir:

  • Mağdurun hareket özgürlüğü gerçekten kaldırılmış mıdır?
  • Mağdur bulunduğu yerden güvenli şekilde ayrılabilir miydi?
  • Mağdurun başlangıçta veya devam eden süreçte rızası var mıydı?
  • Mağdur ayrılmak istediğini ne zaman ve nasıl açıkladı?
  • İddia edilen süre objektif kayıtlarla doğrulanıyor mu?
  • Sanık olay tarihinde belirtilen yerde miydi?
  • Kamera, HTS ve konum kayıtları tarafların beyanlarıyla uyumlu mu?
  • Cebir, tehdit veya hile kullanıldığı ispatlanmış mı?
  • Silah veya birden fazla kişiyle işlenme şartları oluşmuş mu?
  • Kısıtlama başka bir suçun zorunlu ve kısa süreli parçası mıydı?
  • Etkin pişmanlık şartları bulunuyor mu?

Mesajların silinmesi, telefonun değiştirilmesi, mağdurla doğrudan temasa geçilerek beyanını değiştirmeye çalışılması veya kamera kayıtlarına müdahale edilmesi yeni delil ve tutuklama tartışmalarına yol açabilir. Mevcut kayıtların değiştirilmeden korunması gerekir.

Hangi Hâllerde Beraat Kararı Verilebilir?

Somut olayın özelliklerine göre şu durumlarda beraat gündeme gelebilir:

  • Mağdurun hareket özgürlüğünün fiilen kaldırılmaması,
  • Mağdurun geçerli ve devam eden rızasının bulunması,
  • Fiilin hukuka uygun yakalama veya başka bir hukuka uygunluk sebebine dayanması,
  • Sanığın olayın faili olduğunun ispatlanamaması,
  • Cebir, tehdit veya hile iddiasının doğrulanamaması,
  • Eylemin yalnızca başka bir suçun doğal ve zorunlu süresiyle sınırlı kalması,
  • Suç kastının bulunmaması,
  • Deliller arasındaki çelişkilerin giderilememesi.

Nitelikli hâlin ispatlanamaması her zaman suçun tamamen oluşmadığı anlamına gelmez. Örneğin silah kullanıldığı ispatlanamazken temel suçun diğer delillerle sabit olduğu kabul edilebilir.

Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçunun Diğer Suçlardan Farkı

Suç Temel ayrım
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma Mağdurun bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğü kaldırılır
Tehdit Mağdur gelecekte bir kötülüğe uğratılacağı bildirilerek korkutulur
Cebir Fiziksel güçle bir davranışı yapmaya, yapmamaya veya katlanmaya zorlama vardır
Kasten yaralama Mağdurun vücuduna acı verilir veya sağlığı ya da algılama yeteneği bozulur
Yağma Malın alınması veya teslimi için cebir ya da tehdit kullanılır
Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması Velayet, aile veya kanuni temsil ilişkisini koruyan özel şartlar bulunur
Cinsel saldırı veya istismar Mağdurun cinsel dokunulmazlığı ihlal edilir

Tehdit ve Yaralama Suçlarıyla Birlikte İşlenmesi

Tehdit veya basit cebir yalnızca mağdurun hareket özgürlüğünü kaldırmak için kullanılmışsa bu davranışlar TCK m.109/2 kapsamında değerlendirilebilir ve her durumda ayrıca tehdit ya da yaralama cezası verilmez.

Buna karşılık alıkoymadan önce, sonra veya bağımsız bir amaçla gerçekleştirilen tehdit ve yaralama eylemleri ayrı suç oluşturabilir. Yaralamanın ağırlaşmış sonuç doğurması hâlinde TCK m.109/6 özel olarak uygulanır.

Yağma Suçuyla Birlikte İşlenmesi

Mağdurun malını almak amacıyla cebir veya tehdit kullanılması yağma suçunu oluşturabilir. Mağdurun hareket özgürlüğü yalnızca malın alınması için gerekli olan kısa süre boyunca sınırlandırılmışsa ayrıca TCK m.109 uygulanıp uygulanmayacağı değerlendirilmelidir.

Mağdurun malı alındıktan sonra uzun süre bağlı veya kilitli bırakılması, farklı bir yere götürülmesi ya da alıkoymanın yağmanın doğal süresini aşması hâlinde ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu oluşabilir.

Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması Suçundan Farkı

TCK m.234, velayet yetkisi elinden alınan anne veya baba ile belirli yakınların çocuğu veli, vasi veya bakım ve gözetimi altında bulunan kişinin yanından kaçırması ya da alıkoymasına ilişkin özel bir düzenlemedir.

Çocuğun kendi hareket özgürlüğü cebir, tehdit, hile veya başka bir yöntemle fiilen ortadan kaldırılmışsa TCK m.109 ayrıca gündeme gelebilir. Hangi hükmün uygulanacağı tarafların ilişkisi, çocuğun yaşı, rıza ve hareket özgürlüğünün gerçekten sınırlanıp sınırlanmadığına göre belirlenir.

Başka Bir Suçun Doğal Süresi İçindeki Kısıtlama

Yaralama, eziyet, yağma veya cinsel suç işlenirken mağdurun hareketlerinin kısa süreli olarak sınırlandırılması her zaman ayrıca TCK m.109’dan ceza verilmesini gerektirmez.

Kısıtlama yalnızca diğer suçun işlenmesinin zorunlu ve doğal sonucuysa tek suç kabul edilebilir. Ancak alıkoyma diğer suçtan önce başlamış, suç tamamlandıktan sonra devam etmiş veya bağımsız bir süre ve yoğunluk kazanmışsa ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu oluşabilir.

AYRIM

Başka bir suç sırasında mağdurun hareketlerinin kısıtlanması, tek başına ayrı bir TCK m.109 mahkûmiyeti için yeterli değildir. Kısıtlamanın amacı, süresi ve diğer suçtan bağımsız bir hukuki değer ihlali oluşturup oluşturmadığı belirlenmelidir.

Soruşturma ve Ceza Davası Nasıl Yürütülür?

Cumhuriyet savcılığı olayın öğrenilmesinden sonra mağdurun ve şüphelinin ifadelerini alabilir; kamera, telefon, konum ve sağlık kayıtlarını toplayabilir. Gerekli hâllerde araç, konut veya diğer yerlerde inceleme yapılabilir.

Yeterli şüphe oluşursa iddianame düzenlenir. Suçun işlendiği konusunda yeterli şüphe bulunmaması veya fiilin suç oluşturmaması hâlinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verilebilir.

Görevli ve Yetkili Mahkeme Hangisidir?

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda görevli mahkeme kural olarak Asliye Ceza Mahkemesidir.

Suçun yağma, nitelikli cinsel saldırı veya ağır ceza mahkemesinin görevine giren başka bir suçla bağlantılı olması ve davaların birlikte görülmesi gereken hâllerde görev konusu ayrıca değerlendirilir.

Kesintisiz suçlarda yetkili mahkeme kural olarak kesintinin gerçekleştiği, diğer bir ifadeyle mağdurun özgürlüğüne kavuştuğu yer mahkemesidir. Mağdurun birden fazla şehirde tutulduğu olaylarda yetki bu özellik nedeniyle önem kazanabilir.

Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçunda Tutuklama Olur mu?

TCK m.109, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100/3. maddesinde tek başına katalog suç olarak sayılmamıştır. Ancak bu durum tutuklama kararı verilemeyeceği anlamına gelmez.

Kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin yanında;

  • Kaçma veya saklanma tehlikesi,
  • Delilleri yok etme veya değiştirme ihtimali,
  • Mağdur ya da tanıklar üzerinde baskı kurulması,
  • Tedbirin ölçülü olması

şartları varsa tutuklama kararı verilebilir.

Olayda yağma, cinsel saldırı veya başka bir katalog suçun da bulunması değerlendirmeyi değiştirebilir. Tutuklamaya alternatif olarak yurt dışına çıkış yasağı, imza yükümlülüğü, konutu terk etmeme veya mağdura yaklaşmama gibi adli kontrol tedbirleri uygulanabilir. Ayrıntılı bilgi için tutuklama kararı başlıklı yazımız incelenebilir.

Dava Zamanaşımı Kaç Yıldır?

TCK m.109/1’deki temel şekil bakımından dava zamanaşımı kural olarak sekiz yıldır.

Cebir, tehdit veya hile kullanılan şekil ile cezanın üst sınırını beş yılın üzerine çıkaran nitelikli hâllerde dava zamanaşımı kural olarak on beş yıl olabilir. Zamanaşımı hesabında somut olaya uygulanacak nitelikli hâller dikkate alınmalıdır.

Kesintisiz suçta zamanaşımı, mağdurun özgürlüğüne kavuştuğu ve suçun sona erdiği tarihten itibaren işlemeye başlar. İfade alınması, tutuklama, iddianame düzenlenmesi veya mahkûmiyet kararı verilmesi gibi kanunda belirtilen işlemler zamanaşımını kesebilir.

Çocuğa karşı üstsoy veya çocuk üzerinde hüküm ve nüfuzu bulunan kişiler tarafından işlenen suçlarda zamanaşımının başlangıcı bakımından özel düzenleme bulunabilir. Bu nedenle yalnızca olay tarihi ile bugünün tarihi karşılaştırılarak kesin sonuca varılmamalıdır.

İstinaf Süresi Ne Kadardır?

Ceza mahkemesi hükmüne karşı istinaf süresi, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren kural olarak iki haftadır. Başvurunun süresi, hükmün tarihi, tebliğ işlemi ve başvurulabilecek kanun yolu kararın özelliklerine göre ayrıca kontrol edilmelidir.

HAGB, Erteleme ve Adli Para Cezasına Çevirme

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda HAGB, erteleme veya adli para cezasına çevirme kararı otomatik olarak verilmez. Suçun kanundaki soyut ceza aralığından ziyade yapılan artırımlar ve indirimler sonunda belirlenen sonuç ceza önem taşır.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Mümkün mü?

Güncel CMK m.231 uyarınca hükmedilen sonuç ceza iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezasıysa HAGB kararı verilebilir.

Mahkeme ayrıca:

  • Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olup olmadığını,
  • Yeniden suç işlemeyeceği yönünde kanaat oluşup oluşmadığını,
  • Suç nedeniyle meydana gelen zararın giderilip giderilmediğini,
  • HAGB’ye engel özel bir düzenleme bulunup bulunmadığını

değerlendirir.

Kamu görevlisinin görevi nedeniyle işlediği ve Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında kötü muamele sayılabilecek fiiller bakımından güncel CMK m.231’deki HAGB yasağı ayrıca gözetilmelidir.

HAGB kararı beraat değildir. Mahkeme suçun sabit olduğu sonucuna ulaşarak hüküm kurar ancak bu hükmün belirli şartlarla hukuki sonuç doğurmasını geri bırakır.

Hapis Cezası Ertelenebilir mi?

Sonuç hapis cezası kural olarak iki yıl veya daha azsa TCK m.51’deki şartlarla cezanın ertelenmesine karar verilebilir. Fiili işlediği sırada on sekiz yaşını doldurmamış veya altmış beş yaşını bitirmiş kişiler bakımından üst sınır üç yıldır.

Sanığın adli geçmişi ve yargılama sürecindeki durumu değerlendirilir. Sonuç cezanın sınır içerisinde olması erteleme kararı verilmesini zorunlu kılmaz.

Hapis Cezası Adli Para Cezasına Çevrilebilir mi?

Sonuç hapis cezası bir yıl veya daha az süreli olduğunda TCK m.50’deki şartlarla adli para cezasına veya başka seçenek yaptırımlara çevirme gündeme gelebilir.

Suçun temel cezasının bir yıldan başlaması, her mahkûmiyetin para cezasına çevrileceği anlamına gelmez. Nitelikli hâller, yapılan artırımlar, sanığın durumu ve suçun işleniş biçimi birlikte değerlendirilir.

HAGB kararı verilmişse açıklanması geri bırakılan hükümdeki hapis cezası ayrıca ertelenemez veya seçenek yaptırıma çevrilemez.

Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçunun Cezası Ne Kadar Yatılır?

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, tek başına özel koşullu salıverilme oranına tabi suçlar arasında bulunmadığından kural olarak genel yarı oranı uygulanır.

Yalnızca matematiksel koşullu salıverilme hesabı şöyledir:

Kesinleşen hapis cezası Koşullu salıverilme hesabının teorik karşılığı
2 yıl 1 yıl
4 yıl 2 yıl
5 yıl 2 yıl 6 ay
8 yıl 4 yıl

Bu tablo, kişinin belirtilen süre kadar mutlaka kapalı veya açık cezaevinde kalacağı anlamına gelmez. Fiilen ceza infaz kurumunda geçirilecek süre;

  • Suç tarihi,
  • Kesinleşen toplam ceza,
  • Başka cezaların bulunması,
  • Mükerrirlik,
  • Tutuklulukta geçen sürelerin mahsubu,
  • İyi hâl,
  • Açık ceza infaz kurumuna ayrılma,
  • Denetimli serbestlik,
  • Cezaevinde geçirilmesi gereken asgari süre,
  • Geçici infaz düzenlemeleri

nedeniyle değişebilir.

Bu nedenle hükmedilen cezadan doğrudan denetimli serbestlik süresi çıkarılarak kesin “yatar” hesabı yapılması yanıltıcıdır. Dosyaya özgü değerlendirme için 2026 infaz hesaplama rehberi ile denetimli serbestlik yazılarımız incelenebilir.

Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Nedeniyle Tazminat

Kişiyi hürriyetinden yoksun bırakılan mağdur, şartları varsa maddi ve manevi tazminat talep edebilir.

Tedavi gideri, çalışılamayan süreye ilişkin gelir kaybı veya başka ekonomik zararlar maddi tazminata konu olabilir. Mağdurun korku, çaresizlik, aşağılanma ve ruhsal sıkıntı yaşaması ise manevi tazminat değerlendirmesinde dikkate alınabilir.

Ceza davasında TCK m.109/4 uyarınca adli para cezasına hükmedilmesi, mağdurun özel hukuk hükümlerine göre tazminat istemesine engel değildir. Ceza yargılaması ile tazminat davası farklı hukuki sonuçlar doğurur.

Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçunda Avukatın Rolü

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma dosyalarında olayın başlangıç ve bitiş zamanının doğru belirlenmesi, kamera ve iletişim kayıtlarının kaybolmadan toplanması ve kısıtlamanın başka bir suçtan bağımsız olup olmadığının ortaya konulması önemlidir.

Mağdur vekili;

  • Kamera ve konum kayıtlarının istenmesi,
  • Sağlık raporlarının dosyaya sunulması,
  • Koruyucu tedbir talepleri,
  • Şüphelinin tutuklanması veya adli kontrol altına alınması talepleri,
  • Kamu davasına katılma,
  • Maddi ve manevi zararların ortaya konulması

işlemlerini takip edebilir.

Şüpheli veya sanık müdafii ise rıza, hareket özgürlüğünün gerçekten kaldırılıp kaldırılmadığı, failin kimliği, delillerin hukuka uygunluğu, nitelikli hâller, suçların içtimaı, etkin pişmanlık ve kişiselleştirme hükümlerini inceleyebilir.

İstanbul’da yürütülen ceza soruşturmaları ve davaları hakkında İstanbul ceza avukatı sayfasından bilgi alınabilir.

Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçu Yargıtay Kararları

Başlangıçtaki Rıza Sonradan Zorla Alıkoymaya Dönüşebilir

Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 26.02.2025 tarihli, 2023/3034 Esas ve 2025/1551 Karar sayılı kararında mağdurun başlangıçta rızasıyla gezmeye gitmiş olması yeterli kabul edilmemiştir.

Mağdurun daha sonra zorla araca bindirilmesi, araçtan inmesine izin verilmemesi ve telefonunun alınması; tanık anlatımları ve HTS kayıtlarıyla birlikte değerlendirilmiştir. Daire, başlangıçtaki rızaya dayanılarak beraat kararı verilmesini hukuka aykırı bulmuştur.

Bozma sonrasında kurulan mahkûmiyet ve HAGB hükmüne yönelik temyiz istemi de Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 03.12.2025 tarihli, 2025/7199 Esas ve 2025/9830 Karar sayılı kararıyla esastan reddedilmiştir.

Karar, bir yere başlangıçta isteyerek gitmenin sonradan ayrılma hakkını ortadan kaldırmadığını göstermektedir.

Mağdurun Serbest Bırakılması ve TCK 110’un Tartışılması

Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 07.04.2025 tarihli, 2025/391 Esas ve 2025/3682 Karar sayılı kararında mağdurun evde ve araçta yaklaşık üç ila dört saat tutulduğu olay incelenmiştir.

Mağdurun daha sonra serbest bırakılması karşısında TCK m.110’daki etkin pişmanlık şartlarının oluşup oluşmadığı tartışılmadan hüküm kurulması eksik bulunmuştur.

Karar, mağdurun serbest bırakıldığı her olayda otomatik indirim yapılacağını değil; soruşturmanın başlangıcı, serbest bırakmanın gönüllü olması, güvenli yer ve mağdurun şahsına zarar verilmemesi şartlarının ayrı ayrı incelenmesi gerektiğini göstermektedir.

Cebir ile Ayrı Yaralama Suçu Arasındaki Sınır

Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 26.05.2025 tarihli, 2025/2293 Esas ve 2025/4210 Karar sayılı kararında yaralama fiilinin TCK m.109/2’deki cebir unsuru mu yoksa ayrıca cezalandırılacak bağımsız bir suç mu olduğu ele alınmıştır.

Daire, yaralamanın niteliği belirlenmeden ve TCK m.109/6’nın şartları değerlendirilmeden hüküm kurulmasını hukuka aykırı bulmuştur.

Bu karar uyarınca adli rapor yalnızca mağdurun yaralanıp yaralanmadığını değil, yaralanmanın derecesini ve cebirle ilişkisini belirlemek bakımından da önem taşır.

Başka Bir Suçun Süresiyle Sınırlı Hareket Kısıtlaması

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 05.04.2022 tarihli, 2018/609 Esas ve 2022/239 Karar sayılı kararında mağdurun ellerinin eziyet eylemi sırasında bağlanması incelenmiştir.

Ceza Genel Kurulu çoğunluğu; hareket kısıtlamasının eziyet eyleminin süresiyle sınırlı kalması, öncesinde veya sonrasında bağımsız bir alıkoymanın ortaya konulamaması nedeniyle ayrıca TCK m.109’un oluşmadığı sonucuna ulaşmıştır.

Karar, alıkoymanın başka bir suçtan bağımsız süre ve yoğunluk taşıyıp taşımadığının belirlenmesi gerektiğini göstermektedir.

Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçu – SSS

1) Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu nedir (TCK 109)?

Bir kimsenin hukuka aykırı şekilde bir yere gitmesinin engellenmesi veya bir yerde tutulmasıdır.

2) Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun cezası nedir ?

Temel hâl: 1-5 yıl hapis. Cebir, tehdit veya hile varsa: 2-7 yıl hapis. 109/3’te sayılan nitelikli hâllerde bu cezalara bir kat artırım uygulanır. Ekonomik kayıp varsa ayrıca adlî para cezası, cinsel amaç varsa cezalar yarı oranında artırılır.

3) Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu şikâyete bağlı mı ?

Şikâyete bağlı değildir. Re’sen soruşturulur.

4) Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda uzlaşma olur mu ?

Uzlaşma kapsamında olan suçlardan değildir.

5) Rıza varsa yine de suç oluşur mu?

Gerçek ve özgür iradeye dayanan rıza varsa suç oluşmaz. Ancak tehdit, korku, hile veya baskı altında verilen rıza geçerli sayılmaz.

Av. Ebubekir Kozan

Av. Ebubekir Kozan, İstanbul Barosuna kayıtlı olarak Maltepe’de bulunan hukuk bürosunda avukatlık faaliyetini sürdürmektedir. Çalışmaları ağırlıklı olarak ceza ve infaz hukuku ile aile, miras, gayrimenkul, iş ve icra hukukuna ilişkin uyuşmazlıklar üzerinde yoğunlaşmaktadır.

Bir yanıt yazın

Avukatı Ara